Neden bu kadar çok hadis var? msn nickleri , Neden bu kadar çok hadis var? siirleri , Neden bu kadar çok hadis var? avatarlari




Neden bu kadar çok hadis var?

Neden bu kadar çok hadis var?

Hadis-i şerifler hakkında söz söyleyen birtakım müsteşrikler ve onların İslâm dünyasındaki takipçileri, hadislerin sayısının çok yüksek olduğunu ve bilhassa bazı sahabilerin çok fazla hadis rivayet ettiklerini ileri sürmektedirler.

fethullag gülen

Bu ÅŸekilde sahih hadislere ve sünnet-i sahihaya gölge düşürmeye çalışmakta ve bu kadar çok sayıda hadisin Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) sâdır olmasının imkânsızlığını iddia etmektedirler.

Benzeri iddialar gibi böyle bir iddianın da mesnetsizliÄŸi ve tutarsızlığı ortadadır. Bir defa, hadisin İslâm dinindeki yeri ve Müslüman’ın hayatındaki ehemmiyeti çok büyüktür. Sahabe-i kiram hazerâtı (aleyhimürrahmetü ve’r-rıdvan) her zaman bunun ÅŸuurundaydı. Dünya ve ukbâ saadetini O’nun söz ve davranışlarının deÅŸifre edilip hayata geçirilmesinde gören sahabi-nâm kudsîler topluluÄŸu, O zâtın mübarek dudaklarından dökülecek her incinin en harîs talibiydiler. Bu itibarla da O’nun mübarek sözlerinin, fiil ve takrîrlerinin bir tekini bile kaçırmıyor, belliyor, müzakere ediyor ve hafızalarına nakÅŸettikten sonra hayatlarına düstur ediniyorlardı.

Onlar, tam yirmi üç yıl aralarında kalan Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) her hareketini yakından takip ediyor, O’nu hayatlarının her safhasında, her faslında, her dönemecinde aynen taklit ediyorlardı. O da, hayatları ve ukbâları için her ÅŸeyi, hem onlara hem de kıyamete kadar gelecek bütün mü’minlere, anlayacakları ÅŸekilde ve bir bir anlatıyordu. Ebû Zeyd Amr b. Ahtab’ın ifadesiyle:

“Bazen, sabah namazını kıldırıp minbere çıkıyor ve öğleye kadar konuÅŸuyordu. Öğle ezanı okununca, minberden inip öğle namazını kıldırıyor, tekrar minbere çıkıyor ve ikindi vaktine kadar konuÅŸuyordu. İkindi ezanı okununca, inip ikindi namazını kıldırıyor; ardından tekrar minbere çıkıyor ve akÅŸama kadar konuÅŸuyordu. O, bütün bu konuÅŸmalarında, kâinatın var edildiÄŸi andan kıyamete, ondan haÅŸr ü neÅŸrin meydana geleceÄŸi âna, ondan da Cennet ve Cehennem’in sergileneceÄŸi, teÅŸhir edileceÄŸi âna kadar gelip geçen ve ileride meydana gelecek olan her ÅŸeyi ÅŸerhediyor ve gözler önüne seriyordu.” (Müslim, fiten 25; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/341; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, 17/28)

Ve bir mânâda 23 yıl O’nunla beraber bulunan sahabe, bütün bunları belliyor ve yine O’nun ifadesiyle, bunlara âdeta “diÅŸleriyle tutunuyordu.” Sahabenin önünde namaz kıldırıyor, sonra dönüp, “Beni nasıl kılıyor görüyorsanız, siz de öyle kılın.” (Buhârî, ezan 18; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/53) buyuruyordu. Ashabının önünde haccediyor ve, “Menâsikinizi benden alın.” buyuruyordu. (Nesâî, menâsik 220; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/318)

Hatırası bile ipeklere sarılıp saklanırsa…

Bu durumda, elbette sahabe, O’nun her adımını, her sözünü takip edip belleyecek, hıfzedip hayatına hayat yapacak ve tabiî ki onları aynı zamanda gelecek nesillere de nakledecekti. Çünkü onlar, Allah Resûlü’ne çok baÄŸlıydılar. O’nun her söz ve davranışının, Cennet’e açılan birer kapı olduÄŸuna inanıyor -Biz de yürekten onun öyle olduÄŸunu kabul ediyoruz- O’nu içten seviyor ve deÄŸil hadisini, saçının, sakalının mübarek bir telini bile kapıp kaçırıyor ve muhafaza mevzuunda âdeta birbirleriyle yarış ediyorlardı. O’ndan intikal eden her ÅŸey mübarek bir hatıra ve sonsuzdan gelmiÅŸ bir emanet gibi telakki ediliyordu.

Ben şahsen, gözümde büyüttüğüm bazı zatların benimle alâkalı, iltifatkâr veya ırgalayıcı sözlerini, terğîb ve terhîbe dair ifadelerini hiç unutmamış ve değirmen taşları gibi beni defaatle aralarında öğüten hâdiselere rağmen, onları hafızamda hep muhafaza etmişimdir. İhtimal, her Müslüman için de durum aynıdır.

Åžimdi, her bir mü’min, gözünde büyüttüğü zatların, hem de Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) kapısının ancak kıtmîri olabilecek zatların, kendisiyle alâkalı sözlerini unutmaz ve hele onlardan kalan bazı hatıraları mukaddes birer emanet gibi ipeklere sarıp saklarsa, kendilerini birden vahÅŸetten medeniyete, cehaletten insanların mürebbileri olmaya çıkaran Allah Resûlü’nün, her biri birer lâl ü güher olan sözlerini, davranışlarını hem de sahabe gibi temiz ve mert fıtratların unutmalarına imkân var mıdır? Yoktur ve unutmadılar da.

Siz, Ramazanlarda lihye-i saadeti (Efendimiz’in mübarek sakalları) görmek için camilere koÅŸuÅŸur, tabir caizse, kıran kırana mücadele verirsiniz; O’nu bu kadar yakından tanıyanların, O’nun hatıralarına hürmetsizlik edeceklerine nasıl ihtimal verebilirsiniz?

Enes, O’ndan kalan mestleri göğsüne bastırırken, biri kapıverir diye ödü kopuyordu. Åžam’da, Mü’minlerin Emîri Muaviye’nin, birisinde Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait bir cübbe bulunduÄŸunu duyunca o cübbeyi almak için o kiÅŸinin ağırlığınca altın teklif etmesi tabiî deÄŸil miydi? O’nun matarasını bile senelerce muhafaza ettiler. Oku, yayı ve daha bazı hatıraları bugün hâlâ Topkapı Sarayı’nda gözlerimize neÅŸ’e ve sevinç saçıyor. Yavuz, getirip Topkapı Sarayı’na yerleÅŸtirdiÄŸi o mukaddes emanetlerin başında, bir lâhza ara vermeden gece gündüz Kur’ân okuttu ve bu müstahsen âdet bugün hâlâ devam ediyor. Yedi deÄŸil, belki yetmiÅŸ düvele hükmeden ve üç kıt’ada hükümran olan Devlet-i Osmaniye’nin sultanı, Sultan Ahmed, O’nun mübarek ayağının bastığı çamur kalıbını tacına sorguç yapmayı düşünüyor ve, “N’ola tâcım gibi başımda gezdirsem kadem-i pâkini” diyerek tebcilde bulunuyordu.

Åžimdi, asırlarca sonra gelenler O’nun mübarek hatıralarına böyle saygı gösterir de, O’nunla birlikte yaÅŸamış sahabe-i kiram, O’na hiç hürmetsizlik eder mi? Asla! Kaldı ki, hatıra dediÄŸimiz ÅŸeylerden hiçbirinin, mü’minin hayatı noktasında sünnetin bir meselesine denk olamayacağı açıktır. O’nun hatıraları böyle korunur ve temcid edilirken, hadisleri, sünneti elbette daha bir dikkatle korunacaktı ve öyle de oldu.

Hazreti Ömer’in Hassasiyeti

Ahmed İbn Hanbel naklediyor: Hz. Ömer Efendimiz (radıyallâhu anh), cuma namazına giderken, Hz. Abbas’ın evinin duvarının dibinden geçiyordu ki, o esnada, damdaki suyu savan oluktan iki damla kan Hz. Ömer’in cübbesine damladı. Emîrü’l-mü’minînin canı sıkıldı ve, “Kim bu damın üstünde hayvan boÄŸazlıyor da, kanı oluktan aÅŸağı damlayıp, üstümü kirletiyor!” diye, elinin ucuyla dokunup, oluÄŸu aÅŸağı düşürdü. Sonra da cübbesini deÄŸiÅŸtirip mescide geldi.. hutbesini irad buyurdu.. ardından, gördüğü yanlışlıklar mevzuunda her zaman yaptığı gibi, cemaati ikaz sadedinde: “Cemaat, yanlış ÅŸeyler yapıyorsunuz. Gelirken, falan duvarın dibinden geçiyordum. Bir oluktan üzerime kan damladı; ben de elimin tersiyle itip, o oluÄŸu düşürdüm.” dedi. Onun sözü henüz bitmiÅŸti ki, Hz. Abbas, beyninden vurulmuÅŸ gibi yerinden fırladı ve, “Yâ Ömer, sen ne yaptın? Ben bu gözlerimle gördüm; o oluÄŸu oraya bizzat Resûl-i Ekrem kendi elleriyle koymuÅŸtu.” dedi ve durdu.

Bu sözler Ömer’in ayaklarının bağını çözmeye yetmiÅŸti.. develerin boynunu büküp altına alan koca Ömer, minbere yıkılıverdi ve Hz. Abbas’a (radıyallâhu anh) and verdirdi:

“Vallahi, ben başımı o duvarın dibine koyacağım. Sen de, ayağınla başımın ÅŸurasına basacak ve çıkıp, elinle o oluÄŸu yerine koyacaksın. Koyacağın âna kadar da başımı yerden kaldırmayacağım!”

… Ve gittiler.. dev halife, cihanın başına taç o mübarek başını Hz. Abbas’ın ayaklarının altına koydu; bir tarafta Allah Resûlü’nün koyduÄŸu oluk, diÄŸer tarafta, en yakın arkadaşı, Mü’minlerin Emîri, Halife-i Rûy-i Zemin, mülhemûndan büyük bir velinin başına basma arasında kalan Hz. Abbas. Bastı halifenin başına ve Allah Resûlü’nden geriye kalan oluÄŸu yerine koydu. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/210; İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-safve, 1/285)

Evet, O’ndan kalan en küçük hatıraya bile bu denli duyarlı, bu denli titiz olan bir cemaatin ve bu denli uyanık bir neslin, O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) hadislerine gözlerini kapaması herhâlde düşünülemez. Çünkü hadis, din demektir; hayat demektir; Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakikati, sufîlerin ifadesiyle “Hakikat-i Ahmediye” ve bizim de “dünya-ukbâ saadet köprümüz” demektir. Bu konuya inÅŸaallah önümüzdeki hafta da devam edeceÄŸiz.

ÖZETLE

1- Dünya ve ukbâ saadetini Efendimiz’in söz ve davranışlarının deÅŸifre edilip hayata geçirilmesinde gören sahabi-nâm kudsîler topluluÄŸu, O zâtın mübarek dudaklarından dökülecek her incinin en harîs talibiydiler.

2- Sahabe, Efendimiz’in deÄŸil hadisini, saçının, sakalının mübarek bir telini bile kapıp kaçırıyor ve muhafaza mevzuunda âdeta birbirleriyle yarış ediyorlardı. O’ndan intikal eden her ÅŸey sonsuzdan gelmiÅŸ bir emanet telakki ediliyordu.

3- Hatıra dediÄŸimiz ÅŸeylerden hiçbiri, mü’minin hayatı noktasında sünnetin herhangi bir meselesine denk deÄŸildir. O’nun hatıraları bile böyle titizlikle korunurken, sünneti elbette daha bir dikkatle korunacaktı ve öyle de oldu.

Neden bu kadar çok hadis var? için 3 yorum yapılmış


NoFeaR
22 Haziran 2009

Güzel şiir Senmı Yazıorsun : ) Devamını Sabırsızlıkla Beklıyorus : )

admin
22 Haziran 2009

saol yorumun icin bizde yazıyoz alıntıda var ünlülerin şiirleride var karışık

FAKO
12 Temmuz 2009

nofear eer sende yeteneqini serqilemek istersen iÅŸte sana meydan :D


Yorum yapın




Tag Cloud

ŞiiRLeR şiir şiirleri aşk aşk şiir aşkşiirleri aşk şiirleri aşk şiirleri mirc indir aşk hikayeleri aşk mesajları aşk nickleri aşk resimleri aşk sözleri ask siiri avatarları ayrılık ayrılık şiirleri AyrıLık nickleri Ayrılık Sözleri bir emo emolar En en güzel aşk şiirleri güzel güzel sözler guzel aşk şiirleri izle kısa aşk şiirleri komik Komik Sözler mIRc iNDiR Msn Msn NickLeri msn sözleri Mybb Mybb Temaları sözleri sevgi sevgi şiirleri sevgili Sevgi Sözleri Vbulletin ve \' MasumAşk aŞk ŞiirLeri

Facebook SAyfamiz

Masumaþk on Facebook